

Meltem Cemre Üstünkaya
Meltem Cemre Üstünkaya, one of the strong minds from Turkey, has lived in many different countries of the world. Continuing her academic career in Australia
Üstünkaya shows her difference not only with her field duties but also with her perspective on life.
With its warm-blooded character, feminist stance, professional ethics, expertise and humility, it shows once again how important the brain drain is.
The process abroad, which started in 2010, continues as a permanent way of life. She stays away from popularity and close to science with the archaeological studies she participated in in India, Scotland and Australia.
I am very happy to introduce you to
Meltem Cemre Üstünkaya. I leave you alone
with the prestigious scholarships she has received and her interview, which also includes her research topics.
Enjoyable readings ...
Türkiye'den çıkan güçlü beyinlerden biri olan Meltem Cemre Üstünkaya dünyanın birçok farklı ülkesinde yaşadı. Avustralya'da akademik kariyerine devam Üstünkaya, sadece saha görevleriyle değil hayata bakış açısıyla da farkını gösteriyor.
Sıcakkanlı karakteri, feminist duruşu, mesleki etik değerleri, uzmanlığı ve mütevazılığı ile beyin göçünün ne kadar önemli bir konu olduğunu bir kez daha gösteriyor.
2010 yılında başlayan yurt dışı süreci kalıcı bir yaşam şekli olarak devam ediyor. Hindistan, İskoçya ve Avustralya'da katıldığı arkeolojik çalışmalarla popülariteden uzak, bilime yakın duruyor.
Meltem Cemre Üstünkaya ile sizleri tanıştırmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Aldığı saygın burslar ve araştırma konularının da yer aldığı röportajı ile sizleri baş başa bırakıyorum.
Keyifli okumalar...
What attracted you to become an archaeologist? Bones, relics or just the mystery of the past?
Indiana Jones was the first thing that attracted me to archaeology. While the depiction of Indiana Jones is far from what archaeologists do in reality, for me it was the going to different places and experiencing different cultures that were the most interesting parts of the movies. Apart from the movies, I was always interested in learning new things: I had a microscope before I started school and collected samples from anything I could find in nature, I prepared solutions in the kitchen and watched a lot of sci-fi movies. It isn’t about the romanticism of the past for me. All I wanted was to solve puzzles. Looking into the past is similar in this case you have parts of a jigsaw puzzle and you try to reconstruct what the actual puzzle showed from those pieces. How life did begin on earth?, how did big bang happened?, how humans started using language as part of their communication?: all these questions were very interesting to me as a kid and every little bit of information we gather brings more questions so it is just like trying to solve a puzzle and it is so much fun for me.
Arkeolog olmaya seni çeken neydi? Kemikler mi, kalıntılar mı yoksa sadece geçmişin gizemi mi?
Beni arkeolojiye çeken şey Indiana Jones oldu. Gerçi tabii ki de Indiana Jones’un çizdiği arkeolog figürünün bugünkü arkeologlar ile hiç alakası yok ama filmlerdeki farklı yerlere gitme ve farklı kültürleri görme kısmı ilginçti. Bunun haricinde sanırım ben çocukluğumdan itibaren araştırmaya meraklıydım. Dediğim gibi mikroskopla dolaşıp örnek toplama, kendi kendime mutfakta yarattığım solüsyonlar, hayranlıkla izlediğim bilimsel filmler bugün bulunduğum yerin bazını oluşturdu bir şekilde. Geçmişin gizeminden çok benim ilgimi çeken ne olduğunu bilmekten geliyor. Ben neyin, nasıl olduğunu merak ediyorum. Geçmişe bakmak da aynı bir yapbozun bazı parçalarından yapbozun ne olduğunu anlamaya çalışmak, bilmece çözmek bir anlamda. Hayat nasıl başladı, dünya nasıl oluştu, insanlar nasıl konuşmaya başladı: Bunların hepsi benim ilgimi çeken sorular. Her bir soru farklı bir soru getiriyor beraberinde bu nedenle arkeoloji ya da bilim benim için hayatımda olmazsa olmaz bir şey.
The academic life that started with a biology undergraduate continued with an archeometry master's degree. You saw the past nature of nature while describing archaeological plants. Which plant species impressed you the most?
Very interesting question, I have never thought about this before. Not one of the plants I had in my archaeological assemblages but Gingko biloba is a very interesting species for me. Because it has been first seen around 290 million years ago, classification of it is not clear and it is called a living fossil. Apart from that walnuts and hazelnuts are very interesting: as they don’t grow everywhere and can be used to see ancient trade networks. Obviously crops like barley, wheat, corn, millets etc. show agricultural production and how big of an impact humans caused in environment from earlier onwards. It is just interesting for me to see how humans managed their environments through looking at plants.
Biyoloji lisansı ile başlayan akademik yaşamın arkeometri yüksek lisansı ile devam etti. Arkeolojik bitkileri tanımlarken doğanın geçmiş tabiatını gördün. Seni en çok etkileyen bitki türü hangisi oldu?
İlginç bir soru hiç düşünmedim esasen bunu. Çalıştığım bitkilerden değil ama Gingko biloba çok ilgimi çeken bir ağaç türü. Neden dersen kendisi yaşayan fosil olarak adlandırılıyor. Tam olarak sınıflandırmada nereye düştüğü bilinmiyor ve de ilk defa 290 milyon yıl önce görülüyor. Bunun haricinde ceviz ve fındık gibi ağaç türleri her zaman ilginç; çünkü her yerde büyümüyorlar ve insanların birbirleri ile olan ticaret ilişkilerinin ne kadar geniş olduğunu gösteriyor. Bunun haricinde tabii ki arpa, buğday, mısır gibi türler insanlığın tarıma geçişlerini ve tabiatı nasıl etkilediklerini gösteriyor. İnsanların bitkileri kullanarak nasıl çevrelerini değiştirdikleri, bu değişikliklerin günümüzü etkilediği gibi soruların cevaplarının arkeolojik bitki kalıntılarından gelmesi sanırım genel olarak bu mesleği sevmemin nedeni.

In your academic career, you extended from METU to Cambridge. As a Turkish woman who started living abroad, did you encounter prejudices and academic difficulties?
Well prejudice is everywhere unfortunately. While, we (modern Turks let’s say) in Turkey see ourselves as part of the European culture, some foreigners still see Turkey as a Middle eastern country (probably current government does not help changing this view of Turkey). Furthermore, being a woman in archaeology is not particularly easy especially when you are travelling to more patriarchal countries such as Turkey, India. Moreover, travelling with Turkish passport is not the easiest due to bureaucratical procedures: visa applications, work permits, language exams are time-consuming. Additionally, being a woman with overseas higher-education in Turkey brings its own problems like getting perceived as arrogant or snobbish. At the end of the day, you gain experience navigating through all of this BS.
Akademik kariyerinde ODTÜ’den Cambridge’e uzandın. Yurt dışında yaşamaya başlayan Türk bir kadın olarak önyargılarla ve akademik zorluklarla karşılaştın mı?
Önyargı tabii ki her yerde var. Sonuçta biz kendimizi ne kadar Avrupalı olarak görsek de Türkiye birçok ülkede hala Orta Doğu ülkesi olarak görülüyor. Hatta bu görüş gitgide artmakta tahmin edileceği üzere. Kadın olarak arkeoloji zor bir alan özellikle ataerkil yaklaşımı olan ülkelerde (Hindistan, Türkiye gibi). Bunun haricinde akademik zorluklar maalesef genel olarak bürokrasiden kaynaklanıyor: Vize almak, dil sınavları gibi şeyler bizim için çok daha zor diğer ülkelerden gelen akademisyenlere göre. Bunun haricinde tabii ki de yurt dışında eğitim görmüş bir kadın olarak Türkiye’de snob ya da burnu havada olarak görülme durumunu da unutmayalım. Bir şekilde ama insan yerini buluyor bütün bu durumlar arasında ve hayatına devam ediyor.
When you say educational scholarships, academic world, do you think women have the same opportunities as men in terms of research and staff? I'm guessing it isn't, so why?
This is changing in some countries already. It also depends on who you are working with. Some institutes and universities pushed towards equal number of female-male academics in departments, while others are not particularly on top of this issue. Obviously, there are long-term problems like some fields not being readily available to women up until 21st century which makes filling the gap harder in higher positions. But if both academic and industrial sectors continue to fill this gap things will start changing for the better. There are also unconcious or consious bias women have been subjected to in work life such as: being approachable, more housework, need to be smiling, not being pushy etc. These types of biases appear in social life and sometimes impact work life. I am hopeful that things are changing for the better though in Europe and Australia and for once I can attest to this.
Eğitim bursları, akademik dünya derken sence kadınlar araştırma ve kadro konularında erkeklerle aynı imkanlara sahip mi? Öyle olmadığını tahmin ediyorum, peki neden?
Bu durum genel olarak değişmeye başladı, en azından bazı ülkelerde. Bir de tabii kiminle çalıştığınıza göre değişen bir durum. Bazı üniversiteler ve enstitüler kadın-erkek eşitliğine çok dikkat ederken bazıları bu duruma fazla önem vermiyor. Bunun haricinde yılların getirdiği, kadınların bazı alanlar da eğitim almaması nedeniyle kadınların pozisyonları dolduramamasının getirdiği problemler de var. Bunun üstesinden gelmek de uzun süreli çalışmalarla sağlanabilecek. Bunun haricinde kadınların maruz kaldığı ön yargısız beklentiler var: Gülümsemek ya da daha alttan alıcı olmak, yaklaşılabilir olmak, aile hayatı vs… Bu tip toplumsal baskılar bazen bilinçli olmayan bir şekilde iş başvurularını ya da görüşmeleri etkiliyor tabii ki de. Ama ben geleceğe umutla bakıyorum bu konuda; özellikle Avrupa ve Avustralya’da bu durum hızlı bir şekilde değişmekte.

Do you remember your first excavation... What was the most important moment of this goose for you?
My first excavation was at Kaman-Kalehoyuk. I attended an archaeobotany field course where we also participited in the excavations. This was where I met my PhD supervisor Prof. Andrew Fairbairn and lead me to ending up doing a PhD in Australia. I really enjoyed archaeobotany course where microscopy meets looking for answers to centuries old questions.
İlk kazını hatırlıyorsundur... Bu kazının senin için en önemli anı neydi?
İlk kazım Kaman-Kalehöyük, Kırşehir’deydi. Buraya arkeobotani kursuna katılmak üzere gittim. Kurs süresinde kazılara da katıldık birkaç günlüğüne. Bu kazı da doktora danışmanım Prof. Andrew Fairbairn ile tanıştım ve oradan Avustralya yolu açılmış oldu. Açıkçası bu kurs sırasında arkeobotani ile ilgili sorular ilgimi çekti. Bunun haricinde sanırım kazıdan çıkan kalıntılar geçmiş insan hayatlarına bakmak önemli benim için.
What has been the most thought-provoking aspect of your profession for you as an archaeologist?
I think the biggest issue for me was to realise how much of a man’s world we are living in. While we may not realise in our day to day lives some of issues such as: women taking a space in the work force, being economically independent or even equal opportunities. Within archaeological work you do realise how hard it is to be woman when you are in the field. Even going to the toilet can be problematic in under-developed areas. The other thing that archaeology made me think about a lot is the fact that humanity has not developed as much or is as civilised to the degree they think they are. Yes, the symbols we use to display power have changed but they are still symbols of power so after all these millennia we are still somehow in a similar spot.
Arkeolog bir kadın olarak senin için mesleğinin en düşündürücü yanı ne oldu?
Arkeolog bir kadın olarak hayatın ne kadar erkek hegemonyası altında oluşturulmuş olduğunu fark etmek oldu sanırım. Yani bunu gündelik hayatta o kadar da fark etmiyoruz artık: Kadınların çalışması, ekonomik olarak bağımsızlık, eğitim fırsatları bizi günlük hayatta eşit olduğumuza inandırıyor. Arkeoloji kapsamında araziye gittiğinizde kadın olmanın ne kadar zor olduğunu anlıyorsunuz: sadece tuvalete gitmek bile problem mesela. Bunun haricinde bir diğer düşündürücü şey de arkeolojinin insanların çok da gelişmediğini göstermesi yani güç sembolleri değişiyor ama sistem genel olarak aynı. Yani bunca yıl bunca medeniyet hala aynı yerdeyiz bir anlamda.
Turkey, India, Scotland and Australia… Which countries were the most difficult excavation sites for you?
India was one of the hardest places to do field work. It was beautiful and I am grateful to have done it but it was hard. It was a big culture shock for me. I always thought going to India from Turkey meant that I wouldn’t get impacted by many things but I did. Traffic is a lot more chaotic compared to Turkey. While in Turkey we have call to prayer five times a day and I lived next door to a mosque before the temple prayers in India were something else. Not having electricity and depending on generators all the time. Humidity and hot weather along with temple sounds prevented me from sleeping days at a time. India is patriarchal society much like Turkey which was also hard for me. On the other hand, in terms of hospitality they surpass any other nation. In small towns they would just do anything for you. While I am glad I have been there I also have to say it was very hard field work conditions.
Türkiye, Hindistan, İskoçya ve Avustralya… Senin için en zorlu kazı bölgeleri hangi ülkeler oldu?
Hindistan en zorlu bölgelerden birisiydi benim için. Çok güzeldi ama çok da zordu. Tam bir kültür şoku idi. Ki ben Türkiye’de çalışmış bir insan olarak çok farklı olmayacağını düşünüyordum ama çok yanılmışım. Türkiye trafiği hiçbir şey Hindistan’a göre. Cami ezanında yaşamış bir insan olarak tapınaklardan yapılan, saatlerce devam eden müzik yayınları haftalarca uyutmadı. Elektrik yoktu, jeneratör akşam saatlerinde çalışıyordu, sıcak ve nem uyutmadı, kaldığımız ev de kapı ve pencere yoktu. Yani her şey zordu. Üstüne ataerkil toplumun kadınlara sen bilmiyorsun demesi zordu. Ama misafirperverlik konusunda inanılmaz insanlar. Küçük kasabalarda özellikle yemeyip yediriyorlar. Gittiğime pişman değilim ama kazı hayatı gerçekten zor geçti.

When we say archeology, we all think of Egypt, but Sanday, India and Turkey are also very rich in this respect. Do you think the rich and mysterious world of archeology gets enough attention, or do political issues get in the way of science?
Archaeology is a field that has been used by politicians all the time to further their nationalistic agenda (i.e. Turkey uses Ottoman archaeology at the moment). So this political agenda sometimes takes away from what arcaheology can provide. It is sad but politicians use anything for furthering their political agenda at the end of the day.
Arkeoloji denildiği zaman hepimizin aklında Mısır geliyor ama Sanday, Hindistan ve Türkiye de bu bakımdan çok zengin. Arkeolojinin zengin ve gizemli dünyasının yeterli ilgiliyi gördüğünü düşünüyor musun yoksa politik konular bilimin önüne geçebiliyor mu?
Bu nedenle arkeolojiye verilen ilgi her zaman istenilen ilgi olmuyor. Keşke politik olarak kullanılması yerine arkeolojinin bize bilimsel olarak kazandırdıklarına odaklanabilinse ama tabi politikacıların ne olduğu belli. (Of bir daha Türkiye’de arkeoloji yapamayacağım bu dediklerimden sonra :) ). Oysaki arkeoloji bize çok şey öğretebilir ama maalesef hükümetler genel olarak arkeolojiyi ulusalcılığı arttırmak için kullanıyor. Çok yaygın bir durum dünyada maalesef.
Did you experience social pressure and gender inequality while taking field assignments as a female archaeologist?
Yes and no. We work in small village sized environments where social pressure is part of everyday life and sometimes as a woman working there you were pushed into certain societal roles. I dont think this only happens in archaeology I think it happens in any job. In developing countries or patriarchal countries this happens more than others. Turkey for example is one place being a women that lives overseas can have a negative impact on your professional relationships. This is a case by case siatuation though. Sanday excavations are very small and easy. Similarly in Australia I have never felt like being a woman brought upon me a negative experience.
Kadın arkeolog olarak saha görevleri alırken sosyal baskı ve cinsiyet eşitsizliği yaşadın mı?
Hem evet hem hayır bu sorunun cevabı. Birlikte çalıştığım insanlardan yaşamadım ama sosyal baskı bulunduğunuz yerde olabiliyor. Sonuçta bu dünyada kadın olarak var olmak zor; bu durumun bence meslekle alakası yok daha önce de belirttiğim gibi. Ama daha küçük yerlerde çalıştığınızda ya da daha kapalı toplumlarda çalışıldığında tabii ki de dışarıdan gelen bir sosyal baskı oluyor. Aynı şekilde bir kadın olarak sizin sözünüz bir erkek öğrencinin sözünden daha az dinleniyor, siz öğrenci olmadığınız zaman bile. Her zaman bir erkekten onaylama alınıyor, sizin sözünüz yerine. İlginçtir ki bu durum bazen sahada çalışan işçilerden çok lokal olarak çalıştığınız insanlardan geliyor maalesef. İskoçya’da ya da Avustralya’da böyle bir durumla hiç karşılaşmadım yalnız. İskoçya’da çok küçük bir ekiple çalıştık gönüllüler vardı. Avustralya’da benim çalıştığım erkekler gayet feminist olduğundan cinsiyet eşitsizliğine maruz kalmadım. Yani kısa cevap daha az gelişmiş ve de daha kapalı toplumlarda evet sosyal baskı ve cinsiyet eşitsizliği yaşadım.


I know you care about women gaining their economic freedom and standing on their own feet. Does this issue have the same importance in different societies, do you think that young women attach more importance to the concept of economic freedom?
I think the economic independence issue is not that of a culture but of a socio-economic system. I belive women with higher education care more about their economic independence. But then again my comparisons are to Turkey in 2010 so things have changed in Turkey too. However, when I lived in Turkey women coming from high education and better socio-economic backgrounds cared more about their economic independence.
Kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanmalarını ve kendi ayaklarını üzerinde durmalarını önemsediğini biliyorum. Farklı toplumlarda da bu konu aynı önemi taşıyor mu, genç kadınların ekonomik özgürlük kavramını daha çok önemsediğini düşünüyor musun?
Bence bu konu farklı toplumlardan çok sosyo-ekonomik seviyeye göre değişiyor biraz. Herkes çalışıyor zaten bir ailede ama yüksek eğitimli kadınların ekonomik bağımsızlığa daha önem verdiğini düşünüyorum. Gerçi benim Türkiye ile karşılaştırmam bildiğin üzere 2010 Türkiyesinden geliyor, bu nedenle birçok kavram ve bakış açısı değişmiş olabilir. Ama benim aşina olduğum Türkiye’ye göre çok da farklılık yok ya da varsa da çok az diyebilirim.

You have lived in many different countries and had the opportunity to experience social differences. What do you think about the common problems faced by women in the countries you live in? Do you think different countries have different levels of consciousness?
We still need feminism. Some things are better in some countries while other things are worse so all in all I think things are similar. Problems women face in every country: power imbalance at work, income equality, childcare, housework. These are still done mostly by women. While in some overseas countries men may take more responsibility in housework and childcare I don’t think it is equal responsibility at the end of the day. There is often still an expectation of taking your husband’s surname for example. There are still men out there who believe that women should not go out at night. However, in many overseas countries mens voices are not as loud whereas in Turkey men are still enabled to be much louder than women. Thats the difference.
Birçok farklı ülkede yaşadın ve toplumsal farklılıkları deneyimleme imkanına sahip oldun. Yaşadığın ülkelerde kadınların ortak yaşadığı sorunlar hakkında neler düşünüyorsun. Sence farklı ülkeler farklı bilinç seviyesinde mi?
Bence hayır değiller hala feminizme ihtiyacımız var maalesef. Bazı şeyler daha iyi bazı şeyler aynı ama genel olarak kadınların ortak sorunları: Güç dengesinde yer alamamaları, maaş eşitliği, çocuk bakımı, ev temizliği gibi işler hala genel olarak kadına bakıyor. Ha tek fark daha çok erkek bu konuda sorumluluk alıyor. Ama bence genel beklenti hala aynı. Kocanın soyadını taşımak gibi beklentiler hala var. Hala kadınların sekreterlikten öteye gitmelerine sıcak bakmayan erkekler var dünyada. Gece kadın kadına dışarı çıkmaya sıcak bakmayan tipler var. Tek fark burada bu tip erkeklerin çok ses çıkaramaması diyelim.

We are experiencing a pandemic process that we would say would not happen if we saw it in a movie. What has quarantine changed in your life?
The biggest change for me was not being able to travel during the pandemic. While in Australia, we have not had the same impact to the extent of Europe or Turkey, Australia still closed its borders in March 2020. This border closure impacted me both on a professional and personal level. Personally, I have not seen my family and my friends in Turkey or Europe for almost two years now. Not being able to go back to Turkey makes me feel guilty in some ways and also not knowing when will I be able to visit family.
Professionally, my position in Tarragona, Spain is up in the air. I cannot take a grant that I won and do my research. I cannot attend any excavtions in Turkey. I cannot go to the UK to do some extra research. All my work has stopped during pandemic and I don’t know when will it restart.
Bir filmde görseydik bu kadar olmaz diyeceğimiz bir pandemi süreci yaşıyoruz. Karantina hayatında neleri değiştirdi?
En büyük değişiklik seyahat edememe durumu oldu. Biz Avustralya’da pandemi sürecini iyi bir biçimde atlattık ama ülke olarak dünyanın geri kalanına giriş çıkış kapalı. Bunun sonucunda bir kişisel olarak etkilendim, iki profesyonel olarak etkilendim. Ailesi arkadaşları Türkiye’de yaşayan bir insan olarak 2 yıldır Türkiye’ye gelememek, sevdiğim insanları görememek çok zor. Bir anda mesafeler daha da büyüdü hayatta. Seyahat etmek serbestken diyordum ki 24 saatte Türkiye’deyim en kötü şimdi böyle bir şansım yok. Bu tabii ki de hem suçluluk hissi hem de büyük bir üzüntü yaratıyor.
Profesyonel olarak ise Tarragona, İspanya’da başlayacağım araştırma pozisyonuna gidemiyorum. Türkiye’de çalıştığım kazılara gidemiyorum. İngiltere’de yapacağım kısa araştırma dönemini kullanamıyorum yani anlayacağın hayat tamamıyla durdu bir anlamda. Burada araştırmalara katılıyorum ama başından beri bir parçası olduğum projelere gidememek beni üzüyor.
What do you think is the Blind Spot of archeology?
For me the blind spot that archaeology higlights is just how stupid it is to racially discriminate againt anyone, because, at the end of the day when you look at the past you see how just similar humans are in their behaviour across the globe.
Sence arkeolojinin Kör Noktası nedir?
Bence arkeolojinin kör noktası insanların ne kadar benzer olduğudur. Irk ayrımının ne kadar saçma olduğudur bu dünyada.




